4 Aralık 2012 Salı

muhafazakarlaştıramadıklarımızdan mısınız?..


İrtica tehlikesi ya da dinin elden gitmesi kaygısı, siyaseten kaşımaya çok açık meseleler olarak tarih boyu önümüze ısıtıla ısıtıla sunulmuştur. Ne yazık ki, siyasi mecralarda, muhafazakarlar yeniliğe, çağdaş yaşama kapalı ucubeler, çağdaş yaşamı benimsemiş insanlar, dinsiz, halktan kopmuş, örfüne adetine ihanet eden bir grup ahlak yoksunu olarak tanımlanmıştır...
Bu uç tanımlamaların, her iki zümre için de (işinde gücünde, normal vatandaşlardan bahsedilmektedir) oldukça haksız yere kullanıldığı aşikardır. Yaratılan fanatizmle, toplumda seçmesi gereken iki taraftan birine meyilli olan bireyleri kendi partizanı yapmak için çalışılır ve çoğu zaman eğitimsiz toplumlarda oldukça muvaffak olunur.
Toplumlarda ikilik çıkarmak, ötekileştirmek ve gerginliği körüklemek adına bundan kullanışlı bir siyasi malzeme bulunmamaktadır. Neticede siyaset, her zaman saldıracak bir karşı kutup arar ve yarattığı polemiklerden beslenir. Siyasiler, bir nevi, kendi ordularını, kitlelerini yaratırlar. Toplumsal gerginlik azaldıkça, siyasetin hakimiyet alanı daralır, kısıtlanır.
Tartışılmaksızın, kişinin özel yaşantısının, adı da üzerinde olduğu gibi ‘özel’ kalması ve başka ‘özel’ yaşantıları etkiler duruma gelmemesi gerekse de, ne yazık ki, ‘inançlar’ ya da ‘inançsızlıklar’ her zaman sömürüye ve manipülasyona açık meseleler olarak gündemde olacaktır.
İrtica kelimesi, her ne kadar günümüzde (biraz da Arapça kökenli bir kelime olmasından kaynaklı) dini gericiliği, yobazlığı çağrıştırsa da, İngilizce karşılığı olan ‘reactionary’ kelimesinden de anlaşılabileceği gibi, her tip tutucu fikir ya da akımı temsil etmektedir. Tutuculuk, ya da gericilik yalnız dini konular için söz konusu değildir. 
Gericilik, bugünkü çağrışımı gibi yalnızca dini konular üzerinden ziyade, insanoğlunun tarihsel gelişimi boyunca üretim, tüketim, paylaşım ilişkilerinde ya da siyasal rejimlerde kendini gösterebilir. Gericilik tanımı (reactionary), Fransız Devrimi’nde monarşik düzene geri dönmeyi savunan karşı devrimciler için kullanılmıştır.
Bununla birlikte 19. yüzyılda, feodal yapılanmayı, derebeylik düzenini ve aristokrasiyi korumak isteyen, o sıralarda yeni filizlenen cumhuriyetçilik, liberalizm ve sosyalizm gibi rejimlerin karşıtları için de bu tanım kullanılmıştır.
20. yüzyılda ise, Rusların Ekim Devrimi’nde Bolşeviklere savaş açan sosyalizm ve komünizm karşıtı insanlar için ‘gerici’ tanımı kullanılmıştır. Marx, gericiliği, içinde feodalizm, kapitalizm, nasyonalizm, faşizm ya da herhangi bir yönetici üstün sınıf savunuculuğu olan fikirler bütünü olarak tanımlamıştır. Bu dönemde totaliter rejim yanlıları (İspanya'da Franco yönetimi, Fransa'da Vichy yönetimi, Portekiz'de Salazar  yönetimi gibi…) irticacı olarak boy göstermişlerdir.

Yani irticanın kendisi ve irticai tehlike üzerinden siyaset, neredeyse siyasi tarih kadar eskiye dayanır. Bugün ılıdıkça ısıtılıp önümüze servis edilen türban tartışmaları, laik- anti-laik kamplaşmalar, din elden gidiyor naraları, öğretim kurumlarının imam okullarına dönüştürülmesi, azınlık hakları (haksızlıkları), gücü elde tutanın kendi yapılanmasını oturtabilmek için kullandığı argümanlardır ve bu meseleler siyaset var oldukça canlı tutulacaktır.
Güçlünün yanında var olma mücadelesi veren aslen renksiz ve bir o kadar omurgasız pragmatistlerin de desteği ile güçlünün gücüne güç katılmakta, ‘kimseyi ilgilendirmemesi gereken meseleler’, birer baskı unsuru olarak yaşam biçimlerine dayatılmaktadır. Bu gücü elinde bulunduran her mekanizma için kaçınılmaz bir durumdur. Gücün artması ile baskının artması doğru orantılı olarak seyredecektir.
Hedeflenmesi gereken, insanların birbirlerine saldırmadan ya da birbirlerini ötekileştirmeden fikirlerini özgürce savunduğu, yenilikçinin muhafazakarın değerlerini hiçe saymadığı, muhafazakarın yenilikçinin yaşam biçimine müdahale etmediği ideal bir dünya olmalıdır. Ancak ‘ideal’lerin ideoljilere kurban edildiği, siyasi malzemeler olarak heba edildiği bir dünyada ne yazık ki temennilerden öteye geçilememektedir.
Yoksa siz muhafazakarlaştıramadıklarımızdan mısınız?
Sevgiler
Mert


2 yorum:

  1. Güzel başlamış ancak son paragraf ile içerisine düştüğünüz büyük yanılgınızı pekiştirmişsiniz.
    Burada bahsi geçen sözde idea, muhafazakarlık kavramından bir beklenti içine girilmesi ile kendi kendisini çürütmekte ve anlamsızlığı ile imkansızlık boyutunu yükseltmektedir.

    YanıtlaSil
  2. -siz'li konuşan dillerini yirim :) şaka bir yana, son paragraf zaten seninle zıt düştüğümüz temel noktayı izah etmektedir. yazdıklarıma büyük bir kesinlikle 'içine düştüğüm yanılgı' olarak yaklaşman, bu konuda herhangi bir elastikiyet gösteremeyeceğinin sinyallerini verdiği için ve son paragraf zaten 'hoşgörü' ve 'özel yaşama saygı' unsurlarını barındırdığı için bir savunmaya geçmem elbette anlamsız olur.
    senin yanılgını da ben düzelteyim bari, son paragraf belirttiğin gibi muhafazakarlık kavramından beklenti duymayı değil, tercihlere ve özel yaşama saygıyı vurgular.
    Yorum için teşekkürler elbet :)

    YanıtlaSil