1 Haziran 2012 Cuma

bizim bizden büyük düşmanımız yok…



Hani diyoruz ya hep: ‘Bizim bizden başka dostumuz yok arkadaş!’ diye… Aslında hiç doğru gelmiyor, özellikle şimdilerde. Bu memleketin evlatları olarak, dünyada sevenimiz dostumuz olmadığı çok doğru. Ama bizim dostumuz biz de değiliz ne yazık ki… Bilakis, bizim bizden büyük düşmanımız yok…


17 Nisan 2012 Salı

analar babalar... sizde nasıl yürek var?...



Çocuk arifesi çevremde gözlemlediğim bazı detaylar bana daha da itici gelmeye başladı. Hassaslaşmanın ve aşırı tepkilerin, eşimden ziyade bende gözlemlenmesi ayrı bir yazı konusu zaten. Utanmasam aşericem.

6 Nisan 2012 Cuma

iki hayat, iki kanepe...


Her ne kadar 30’lu yaşlarının henüz başında olsa da, kendisini 50’lerinde hissediyordu Erkan… Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde doktora yapıyordu. Pek çok ek araştırma da cabası... Çoğu zaman evinden dışarı çıkmaz, o çok sevdiği kanepesinde, üzerine battaniyesini, kucağına lap topunu alıp, tüm gününü çalışarak geçirirdi.

4 Nisan 2012 Çarşamba

alışmadık cepte telefon...


Yenildim…

Uzun süredir akıllı telefonlara karşı yürütmüş olduğum çetin mücadele son buldu. ‘O ne abi, herkesin elinde bi ayfon, mal mal bakıyorlar, uyuz oluyorum’ diyerek aklımca aşağıladığım, posta koyduğum, hor gördüğüm  akıll cep telefonu teknolojisi sonunda galip geldi ve kendime en akıllısından bir tane aldım. Akıllı telefon aldım, dur şu aklımı bir kenara koyayım, o kadar para verdikten sonra artık hiçbir şey düşünmeme gerek yok refleksi benim bünyede de tezahür eder mi bilinmez ama ben de hayatı inanılmaz kolaylaştırıyor gazlarıyla hayatını anlamsızca karmaşıklaştıran zombi sürüsüne dahil oluverdim işte...

 

29 Mart 2012 Perşembe

ileri demokraasi...



Hepimizin bildiği gibi demokrasi, hitap ettiği tüm bireylere (vatandaşlarına), organizasyonu (devleti) şekillendirmek adına eşit hak ve özgürlük sunan yönetim biçimidir. Genel algı, devlet yönetim biçimi olmasına rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da ‘demokrasi’ ile yönetilir. Aslında demokrasinin tanımı da algısı kadar zordur. Belki anlamı en sık çarpıtılan, sömürülen, kötüye kullanılan, içi boşaltılan kelimedir demokrasi…

26 Mart 2012 Pazartesi

o her şeyi blender*...


Göz kapaklarının ağırlaşması için her yolu denemişti… Tüm ışıkları kapatmak, radyo açmak, radyo kapatmak, ritmik nefes alıp vermek, kafayı yastığa gömmek… Yok! Herhalde yapısal, uykusu kaçtı mı tam kaçıyordu. Saat sabahın 3’üne yaklaşıyor ve yarın sabah işe gitmek için 7’de kalkması gerekiyordu. Yatakta zorlama bir iki dönüş sonrası kalkıp mutfağa yöneldi. Tereyağına kırdığı iki yumurtanın üzerine bolca peynir ufaladı. Aç mıydı? Hayır. Belki bir şeyler tıkınırsa kendini biraz daha mutlu hisseder, uyuyabilirdi. Zaten bu kiloları da sırf kendini oyalarken almıştı…

23 Mart 2012 Cuma

yaşam dediğin iki çizgiden ibaret...


Hatırlıyorum da, babam, yaptığım çocuklukları yermek, artık kazık kadar adam olduğumun altını çizmek için ‘bugün evlensen yarın çocuğun olur’ lafını kullanırdı hep… Ben de sanki biraz da müstehcen bir şeyler duymuşçasına gülümserdim mahcubiyetle karışık...


21 Mart 2012 Çarşamba

hafızamı kaybettim, hükümsüzdür



Bu yazacaklarım, hafızası ne iyi ne de kötü olan, ancak  hafızası iyi olanlara sürekli imrenen birinin safsatalarıdır. Geçenlerde şöyle bir kitaplarıma göz attım ve gerçeklerle yüzleştim. Birçoğunun belki genel anlamda temel içeriğini hatırlasam da maalesef, karakterleri hatta ana fikirlerinı bile anımsayamıyordum. Yani unutacaksak, neden en değerli boş vakitlerimizi kitap okumakla harcarız ki? Sonuçta çok da kalınca olmayan bir kitaba yoğun olarak minimum 6-7 saat harcamamız gerekir ki bitirebilelim. İnsan, bunu düşününce birden okuduğu kitapların neredeyse büyük bir zaman kaybı olduğu hissine kapılıyor.

1 Mart 2012 Perşembe

arkayı dörtleyelim...


Ekümenopolis: 1967 yılında yunanlı şehir planlamacı Constantinos Doxiadis taraf ortaya atılan günümüzün kentleşme ve nüfus artışı hızları göz önüne alındığında gelecekte dünyadaki bütün kentleşmiş alanların ve megapollerin kuşaklar halinde birleşeceği ve tek bir şehir oluşturacağı fikrini temsil eden bir terimdir.

Bu arada konunun İstanbul’da yapılması planlanan üçüncü köprü beraberinde oluşacak kaosu ve çarpık kentleşme problemini inceleyen aynı başlıklı güzeller güzeli belgeseli için bkz:


21 Şubat 2012 Salı

uçmalı mı uçmamalı mı?


Tamam, zamandan tasarrufu, güvenilirliği ve sunduğu olanaklar ile neredeyse alternatifinin olmamasına saygı duyarım. Ancak eminim, uçak seyahatinden bu denli nefret eden bir tek ben değilimdir. Yani sonuçta yerden 9-10 bin metre yüksekte saate 700-800 km yol kat etmek elbette ki havacılık sektörünün bize sunduğu eşsiz bir nimet ancak kendini uçağa atmak için verdiğin çaba ve çektiğin eziyet, bu teknolojiyi kullanmanın verdiği memnuniyeti, sanki çoğu zaman bir sinir harbine çeviriyor…