mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2013 Cuma

kaleydoskopik ortamlar...




Ağzından ateş yerine gökkuşağı renklerinde toplar saçarak üzerime doğru uçan pembe bir ejderha görüyorum. Toplar, birleşerek kocaman bir gökkuşağı oluşturuyor. Ejderha mutlu. En azından benden mutlu gözüküyor.

3 Mayıs 2013 Cuma

neydi bu da vinci'nin şifresi...



Gözlerim midye kabuğu gibi aralandığı sırada buğulu görüntüye eşlik eden ritmik bip sesleri duyuyorum… Başım fena zonkluyor. Benim olmadığı her halinden belli bir yataktayım… Görüntü hala net değil. Bu bip sesi de ne? Azıcık doğrulmaya gayret ederken kolumda inceden bir sızı duyuyorum. Açılan damar yolunun iğnesi beni rahatsız ediyor. Damar yolu mu? Koluma sokuşturulmuş hortumu gözlerimle takip ederek, sağ köşede usul usul damlatan bir serum poşeti buluyorum…

29 Nisan 2013 Pazartesi

yemezlerdi nitekim...

Dilinin döndüğünce bir şeyler anlatmaya çalışırken, dili ağzında ters dönüp soluk borusunu tıkadığı için boğaz çatalına ince bendişli gümüş zarf açacağım ile ufak  bir delik açtığım boş boğazlı ahbabım, deliğe gerek kalmadan, soluksuz anlatıyordu …

26 Mart 2013 Salı

varoluşçu bir kahroluş hikayesi...



Tekrarlanan bir bokunu çıkarma vakasıydı benimki. Bokunu çıkarmanın bokunu çıkardığım günler yaşıyordum. Peki bokunu çıkarmanın rutinleşmesi mümkün müydü? Tıpkı bu kadar tekrarlandığında anlamını yitirmesi gibi?..

8 Şubat 2013 Cuma

hem sarhoşum, hem yastayım...


Bugün, büyük gün… Ayşenur’un doğum gününü kutlayacağız…

Her şey acı acı çalan telefonumu açar açmaz, o soluksuz sesin yersiz bir neşe içinde rutinimi allak bullak etmesiyle başladı:  Cnııım yarın akşam Kubilik Meyhanesi’nde doğum günümü kutlıycaaaz, kesin geliyosun bahane istemiorm, öptüm bay… 

1 Şubat 2013 Cuma

evrimde mutlu son (director's cut)...


‘Allaaah, çok şükürrr…’ diye iç geçirdi Çarli Marvin, Galapagos Adaları’nın sıcak kumlarına uzanıp, gökyüzündeki bulutları seyreylerken.  Bir yandan hayal gücünü zorlayıp bulutları bir şeylere benzetmeye çalışıyor, bir yandan da göğsünden yana sarkmış kolyesinin haç şeklindeki ucunu ovalıyordu...

18 Ocak 2013 Cuma

gerilere doğru ilerlerken...


‘Sağlı sollu arkalara doğru ilerlenmesi gereken, tıklım tıklım bir otobüsün içerisindeyim. Muavinimiz, İlyas Salman’a olan benzerliği ile dikkat çekiyor. Ancak dikkat çekmek için çok soğuk ve çok erken... Soğuktan burnumuza kadar çektiğimiz paltolarımız ve yer çekimine yenik düşen göz kapaklarımızla, dikkatinin bir yöne toplanması oldukça zor bir topluluğuz. Otobüs camiasında artık İlyas Salman’a benzerliği ile anılmak istemeyen muavinimiz, bu sefer dikkatimizi düzenli haykırışlarla çekmeyi başarıyor:

‘ Evet, gerilere dogru sağlı sollu ilerleyelim efenim; hadi amca, bah arhanda yer var daaa’

10 Ocak 2013 Perşembe

mayonez var mı Ümit?...



Naaber abi?’ dedi.
İyi olmasam ve durumunu pek merak etmesem de ‘İyidir Ümit, senden naaber?’ refleksiyle göğsümde yumuşattım durumu... İyidir derken, sanki dışarıdan kendi durumumla ilgili bir tahminde bulunuyor gibiydim, ‘İyiyimdir herhalde’ der gibi baktım.
Öncesinde cevabını verdiğime göre sorusuna soru ile karşılık vermiş olmadım değil mi?’ diye düşünürken bu kez ne cevap verdiğini kaçırdım. Son günlerde dikkatimi toplayamıyordum.

27 Aralık 2012 Perşembe

senin baban bir kayaydı yavrum...


‘I’m a stone…

I do not move…

Very slowly,

I put snow in my mouth,

Then he won’t see my breath.

21 Aralık 2012 Cuma

kıyametin kıymetini bilmek gerek...


Popüler olmak için kehanette falan bulunacaksın arkadaş! Boş, ya da dolu, atıp, tutacaksın. Öyle Aztekler gibi kafa kesip ayin yaparak hem zamanı hem vatandaşı heba etmek yersiz. Uygarlığına gizemli bir hava katmak için sıkacaksın biraz, reklamını yapacaksın…

21 Kasım 2012 Çarşamba

kırmızı kazak erkeği...


Şimdi tam konuyu hatırlamam çok zor. Ama zaten bu tip durumları o kadar sık yaşıyorum ki, hangi birinden bahsedeyim bilemedim.  
Metafor dolu bir örnekle genelleyerek, şöyle kabaca izah etmeye çalışayım:

2 Kasım 2012 Cuma

babalar neler doğuruyor...


Yastığıma salyamı akıtacak ağırlıkta bir uykudan yeni yeni ayılıyorum. Bir tuhaflık var. Ferahlatırken endişelendiren bir tuhaflık…

1 Ekim 2012 Pazartesi

natural born mommies...


Projektörle yansıtılmış kocaman bir meme vardı perdede….
Şişkin karınları sınırları zorlayan yaba ayaklı, paytak kadınlar ve onlardan kalan yerlere sıkışmış  telaşlı kocaları ile tıka basa dolu bir sınıfta, perdedeki devasa memeye bakıyorduk hep birlikte … Eğitimi veren hemşirenin, ‘korkacak bir şey yok’ vurgusuna tezat, endişeli yüzler  ve  ‘sorum geldi’ ifadeleri hızla artmaktaydı. Telaşlanmaya, korkmaya hiç gerek olmadığının defalarca dikte edildiği bu havasız ortamda, insan başına gelecekler için işkillenmeden edemiyordu...

14 Eylül 2012 Cuma

et yidık...









Hayvan rızası efsanesinin post-Darwinci bir uyarlaması…

‘… Evcilleştirme, evrimsel bir gelişimdir. Ancak bu, insanların on binlerce yıl önce hayvanlara dayattığı bir düzen değildir. Bilakis evcilleştirme, bilhassa fırsatçı olan bazı türlerin, kendi kendilerine değil, insanlarla birliktelik kurarak yaşamlarını sürdürme ve gelişim sağlamanın daha muhtemel olduğu Darwinci deneme - yanılma yöntemi vasıtasıyla keşfettiğinde gerçekleşmiştir. İnsanlar, hayvanlara yiyecek, içecek, barınak sağladı, hayvanlar buna karşılık insanlara süt, yumurta ve et verdi. İnsanlar ile hayvanlar arasında yapılan bu anlaşmanın, hayvanlar açısından en azından şimdiye kadar gayet verimli olduğu aşikar… ‘

28 Ağustos 2012 Salı

bir kebapçı hatırası...


Duvarında nedense kilim asılı salaş bir kebapçının yere yakınlıkta sınır tanımayan taburelerine çömeşmiş, oturuyoruz. Hafif sıçrasak kıçımıza kaçacak gibi duran taburelerde, rahatımızın yerinde olmadığı, eğrilen ortopedilerimizden açıkça gözlemlenebiliyor. Yaşken eğilmeyen ağaçlar gibi zorlanıyoruz. Şehirli züppe sakilliği üzerimizde, dizlerimiz ağzımızda, bizimle ilgilenmelerini, sipariş almalarını bekliyoruz…

10 Ağustos 2012 Cuma

yumuşak karınlar, paralize babalar…


Suistimale açık, yumuşak karınların kıyasıya tekmelendiği  her sektörde olduğu  gibi ( sağlık, eğitim, evlilik… vs.) bebek alışverişlerinde de, ebeveynlerin başına gelecek bu anı dört gözle bekleyen esnaf arkadaşlar olduğunu ve beni, maliyetinin 500 katına kadar çıkan fırsat ürünleri silsilesinin beklediğini az çok kestirebiliyordum aslında…

8 Ağustos 2012 Çarşamba

hes’tasıyım şu nükleerin falan...


Bu uzun ve sıkıcı yazının çıkış noktası çok basit aslında: Devlet büyüklerimin sözünü dinledim yine…

3 Ağustos 2012 Cuma

avm treni: müsait bir yerde sıkıştım…


'Move your sexy body’ çalıyordu bangır bangır… Tekin Bilir, sıkı geçtiği AVM treninin içinde seksi vücudunu hareket ettirmek bir yana, burnunu bile kaşıyamaz durumdaydı. İçinde bulunduğu her ironik durumda yaptığı gibi yine tıslayarak hafifçe gülümsedi.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

kişisel olarak gelişime karşıyım....


Her şey, sizin elinizde!’ diye haykırdığında sıçradım, ve istemsiz bir şekilde elimdeki ‘her şey’ e, sıkıntıdan ritmik olarak çevirip durduğum tükenmez kaleme kısa bir bakış fırlattım.. Uzunca bir süredir elimdeki ‘her şey’ ile not almak hevesiyle açtığım bu kalbim kadar temiz, beynim kadar boş sayfaya anlamsız şekiller çizmekteydim. Söylenen hemen hiçbir şeyi dinlememiş, çok çok uzaklara gitmiştim. Beni kendime getiren işte bu haykırış oldu… Her şey benim elimdeydi…

29 Haziran 2012 Cuma

erkek olmak zor zanaat...


Bir değnek vardı elinde iki ucu boklu… Neyi seçsen mesele…

Bu memlekette erkek olmak…
Bu memlekette kadın olmak…

Sen tuttun erkek olmayı seçtin. Gerçi her türlü işin zor, açık konuşayım. İlerleyen yaşlarda bu memlekette yalnızca ‘insan’ olmanın dahi ne denli zor olduğunu sevimsiz tecrübelerle göreceksin. Bıraktığımız enkaz için şimdiden özür dilerim. İşin siyasi, toplumsal tarafıyla seni boğmayacağım. Bunları sonra konuşuruz zaten…